Makale İncelemesi
GÖÇEBELİK
Akdes Nimet Kurat, “Göçebelik”, Yeni Türk Mecmuası, 27, 1934, s. 1719-1725.
Akdes Nimet Kurat, Makaleler 3 cilt, Türk Tarih Kurumu Yayını, 2015.
BİRGÜL AYMAN GÜLER
Akdes Nimet Kurat (Kazan 1903-İstanbul 1971), 1934 tarihli toplam 11 sayfalık makalesinde, göçebelik (nomadizm) olgusunun ne olduğunu açıklamıştır.
Kurat ‘göçebelik” kavramını derinleştiren yazarlardan biridir. Göçebe/nomad sözcüğüne yüklenen olumsuz anlamları temelsiz görmekte, olumsuz yükleri nedeniyle başka bir sözcüğe kaçmak yerine terime sahip çıkmaktadır. Bu makalesinde dört yanlış genellemeden ve göçebelik olgusunun on özelliğinden söz etmektedir.
Akdes Nimet Kurat’ın konuyla ilgili kitapları, tarihi öğrenmenin yanı sıra kavram geliştirme bakımından da üzerinde çalışılması gereken dikkate değer bir külliyat oluşturmaktadır.
*
Belirtilen Kaynaklar. Makale Batı, Çin, Bizans, Rusya dünyalarından temel kaynakları iyi bilen bir kalemin ürünüdür; metinde Gibbon, Biçurin, Porphyrogennitus ve Kondakov’dan yararlanılmıştır. “Rus müsteşrik” (doğu bilimci) Hiakinth (Biçurin)’den onun Çin kaynaklarına dayanarak verdiği göçebelik resmi aktarılmakta, Konstantin Porphyrogennitus’tan Peçenekler hakkında bilgi verilmekte, barbarlar teriminin ne anlama geldiği “Rus alimlerinden müteveffa” Kondakov’dan alıntıyla açıklanmaktadır.
‘Kaynak Çoktur.’ Göçebelik konusunu incelemek için genellikle yeterince kaynak olmadığı dile getirilir. Kurat bunun tersine, bizi alakadar eden meseleyi anlamak için bitmez tükenmez malzeme olduğunu ilan etmektedir. Bunların içinde Çin kaynakları ile Bizans kronikleri başta gelmektedir. Daha yakın zamanlarda Moğol Cengiz Han örgütlenmesinin kendisi vardır. Bu çerçevede “göçebelik hayatının her tarafını aydınlatan Kalmık hukuku Tzaacin-Biçik (Tsaayin Biçik -Yargıçlar Kanunu) elimizdedir. En sonra da bugünkü Kazak-Kırgız hayatları büyük kaynak havuzumuzdur. [Yargıçlar Kanunu hakkında: Curt Alinge, “Moğol Kanunları”, (Çev. Coşkun Üçok), AÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 13/3, 1956, s. 688-703. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/638441]
Yanlış Genellemeler. Kurat, göçebelik (nomadizm) olgusuna ilişkin olarak dile getirilen yaygın yanlışları gösterir. Bunlar dört temel yanlıştır:
- Barbarlığı, medeniyetin ilk basamağı, çok iptidai bir şekilde gibi telakki etmek doğru değildir. Barbarlık tanımlı bir terimdir. Eski Yunanlılar Perslere de Barbaros derdi. Bu terimle “Şark medeniyetinin karakterini ve hususiyetlerini taşıyan bir kültür” kastedilirdi. Kendilerinden farklı olan herkesi kapsayan bir adlandırmaydı. s. 115-116
Kurat ayrıca açıklamamışsa da biliyoruz ki 19. yüzyıl antropolojisi insanlığın toplumsal evrimini yabanıllık, barbarlık, uygarlık olarak üç ardışık aşamada özetlemişti. Yabanıllık avcı-toplayıcı gezer, barbarlık hayvancı göçebe, uygarlık tarımcı yerleşik toplumlardı. Buna göre insanlığın en ileri aşaması sonuncusudur; önceki diğer aşamalar sırasıyla bir sonrakinden daha geri bir gelişme aşamasını temsil eder. Kurat, ‘barbarlık’ sözünün tarihsel anlamına dikkat çekmiş, siyasal antropoloji tarafından yüklenen kuramsal anlamla farklılığına işaret etmiştir. Kurat göçebelik hayatına medeniyetin aşağı derecelerinin biri nazariyle bakmak, doğru değildir demektedir.
- Antropolojinin modeliyle bağlı olarak, göçebelerin hareketini yerleşikler bakımından “bir felaket telakki eden nazariyeler” doğru değildir. S. 116
Ayrı bir kültür olan ve kendi maddi ve manevi bütünlüğü içinde uzun bir tarihsel varlığa sahip olan bu medeniyetin özneleri, Kondakov’un söylediği gibi Asya ve Avrupa milletleri arasında bir medeniyet köprüsü vazifesini ifa etmişlerdir.
- Eski ve yeni Türk göçebelerinin hayatını ‘maksatsız, keyif için, boşu boşuna bir yerden başka yere gitme’ şeklinde telakki etmek, doğru değildir. Göçebelik coğrafi ortamın ve uzun yüzyılların ürünü, iktisadi sistemin zorunluluklarına dayalı bir yaşam tarzıdır. s.107
Hem Türkçede göçebe hem de Batı dillerinde nomad, yüzyıllardır ve günümüzde hayatta bir dikili ağacı olmayanların, yersiz yurtsuz yaşayanların, başıboş ve serseri yaşantıların ifade aracı olmuştur. Bu olumsuz genel anlam, uzun açıklamalara gerek kalmadan, tarihsel göçebe toplumlara bakan dış gözler tarafından üretilmiş görünür. Kurat, dış gözlerin izleniminden ibaret olan bu anlayışa dikkat çekerek, karşımızda oradan oraya savrulan insanlar değil başlı başına sosyoekonomik bir yaşam tarzı olduğunu ileri sürmektedir.
- Göçebe zümrelerini hiçbir kayda bağlı bulunmayan bir kütle olarak telakki etmek, doğru değildir. Kanunları vardır. s.116
Göçebe toplumların yaptırımı yüksek yasaları vardır. Toplumsal kuruluşları da yönetsel düzenleri de sıkı kurallarla belirlenmiştir. Biçurin göçebe toplumları Çin kaynakları temelinde resmederken yazıları yoktur; kanunları şifahen ilan edilir der. Demek ki olmayan şey yasa-kuralın kendisi değil, yazılı biçimde olmamalarıdır. Bunlar binlerce yılın ürünü olan örf ve adetlerdir. Her göçebe toplumun kendine göre tanıdığı, fakat bütün Türk kavimlerinde esasları birbirine çok yakın olan belirli düzenler kurulmuştur. Kabile örgütlenmesi çok düzenlidir, idare işleri göçebeliğin tüm gereklerini karşılayacak biçimde görülür, beylik ve hanlık kaynak ve kuralları belirlidir, öyle ki boy örgütlenmesinin özelliği sayesinde ‘hansız’ olan kabileler bile diğer kavimlere karşı tek bir birlik gibi görünür.
*
Göçebeliğin Nitelikleri. Kurat göçebeliğin kendine özgü bir yapıya sahip olduğunu belirtir. Bunları biz sayarak çıkarırsak, on nitelikten söz ettiğini söyleyebiliriz:
- Göçebelik akıncılıktır: Çobanlık ekonomisi ve coğrafi koşulların gereklerine uyma zorunluluğu, akıncılığın ayırdedici özellik olmasına neden olmuştur. Akıncılık, göçebe kabile örgütlenmesinin askeri esaslar üzerine kurulmasının nedenidir.
- Nomadizm çok muhafazakar bir müessesedir. Yaşam tarzı gelenek haline gelmiştir. Binlerce yıllık örnekler birbirleriyle karşılaştırıldığında farkın pek az olduğu görülür. Oturak hayata nefretle bakan bir nomad tipi vücuda gelmiştir. Göçebelik sürekliliktir ve kendisini binlerce yıl korumaya eğilimlidir. Kendi gelenekleri, örf-adetleri, baba-dededen kalan yaşam tarzı çok güç değiştirilir. “Ancak şiddetli bir mecburiyet altında hazari [oturuk] olurlar. Bunun için onların bilhassa sürülerinden ve meralarından mahrum edilmeleri lazımdır.”
- Göçebe ekonomi çobanlık, avcılık, ticaret olmak üzere üç temel faaliyet üzerinde yükselmiştir.
- Her göçebe kavmin “tanıdığı, itaat ettiği -fakat yazılmamış olan- kanunları vardır”.
- Toplumsal yapı kabile teşkilatıdır. Bu çok düzenli, tanımlı, kurallı bir yapılanmadır; yönetim işleri buna göre yürütülmüştür.
- Siyasal yapı askeridir; bunun temeli kabile teşkilatının askeri niteliğe sahip olmasıdır.
- Genel eğilim, idareyi bir elde birleştirmektir.
- Hanları olanlarda hakimiyet, mücadele konusudur. Çoğunlukla “uruğlardan bir ya da birkaçı diğerlerine tahakküm eder.” Hanlar, bu uruğların reisleri arasından yetişir. Yönetimde daha önceden “muntazam bir sülale sahibi” yoksa, zaman aşımıyla bir kabile reisi han olma yeteneği sergileyebilmiştir.
- Hanları olmayan göçebe topluluklar da devlet kavramına yabancı olmamışlardır. “Bu gibi kayıtların (Peçenekler, Kumanlar, vb.) diğer kavimlere karşı bir tek vahdet gibi görünmeleri, başka devletlerle siyasi ve ticari münasebatta bulunmaları, bu cins göçebelerde de kabile reislerinin otoritesine istinat eden bir teşkilatın mevcudiyetine delalet etmektedir.”
- Dinsel inançları doğa olaylarıyla sıkı bağı olan şamanizmdir.
- “Bazı devirlerde göçebelik hayatı, oturaklarınkinden daha ileridedir.” Manzum destanlar, elbiselerin tezyini [süslemeleri], ok-yay, silah yapmak, hayvan beslemek, yün mamulatı, vb. gibi kısımlarda oturaklardan daha çok ilerlemişlerdir.
- Orta Asya göçebeleri ayrı bir kültür dünyasıdır ve Asya ve Avrupa halkları arasında bir medeniyet köprüsü vazifesi ifa etmişlerdir.
*
Ekonomik nitelikler. Göçebe toplumun ekonomik yapısı en temel olandan başlamak üzere çobanlık, avcılık, ticaret esaslıdır.
Çobanlık. Temel sosyoekonomik faaliyet çobanlıktır. Her göçebe aile, bozkır yaşamından ayrı düşmemek ve kabile himayesinden kopmamak için hayvan beslemek ve meradan meraya göç etmek zorundadır. Çobanlık, bu durumun ürünüdür. At, koyun, keçi, deve, inek, öküz en çok beslenen hayvanlardır; bunların hepsinin önemi ayrıdır. Aynı zamanda birer süvari ordusu elemanı olan göçebeler, hayvan bakımı kadar kımız, süt, yün gibi ikinci ürünlerin üretilmesini de üstlenmişlerdir.
Hayvan Sürüsü. Kabilenin servet ölçüsü hayvan sürüleridir. Başlıca amaç sürüyü çoğaltmak ve en büyük korku sürüyü yitirmektir. Sürü beslemek, kabile himayesinden ayrı düşmemenin koşuludur. Bağımsız yaşayabilmek için sahip olunması gereken enaz hayvan sayısı bellidir; bundan yoksun olmak ya da sürüsüz kalmak, yoksul (baykuş) düşmek ve balıkçılık gibi işler yapmak ya da yerleşik yaşama geçmek zorunda kalmak demektir. Zengin akrabalar, servetleri tüm toplumun serveti gibi görüldüğünden, bu duruma düşenlere hayvan vererek yardım etmek zorundadırlar. Başlıca tehditler iklim kaynaklı doğal kıtlık, sürüleri kıran tıbbi salgın, sürülerin düşman tarafından alınıp götürülmesi yani baranta felaketidir.
Mera. Göç yerleri topluluğun ortak mülkü sayılır. Arazinin herhangi bir kişiye ait olması, göçebe iktisadi sisteminde yaşayanlar için akıl almaz bir durumdur. Geniş bozkırda farklı toplulukların kullanacağı meralar ayrılıp belirlenmiştir. Mevsimin her zamanında toplulukların nerede oldukları bellidir ve herkesçe bilinir. Göç alanını göstermek, bey ya da hanların görevidir. Bu yönetim, meraların hem kışlak hem yaylak türleri için işler.
Avcılık. Çobanlıktan sonra ikinci büyük meşguliyet avcılıktır. Göçebe nezdinde büyük bir önemi olan avcılık, bulunulan yerde av hayvanlarının varlık derecesine göre ağırlık gösterir. Hem gıda sağlamak hem savaşa ve akına hazırlanmak için eğitim anlamına gelir. Ava çıkmak, askeri manevra yapmak demektir: belirli bir plana göre av yeri kuşatılır, düzenli yürüyüşle çember daraltılır, halka içinde kalan hayvanlar avlanır.
Ticaret. Göçebe topluluklar hem birbirleriyle hem yabancı ve yerleşik topluluklarla alışveriş yapmışlardır. Oturuk kavimlerle temas ettikçe “temini bir zaruret değildir; fakat şiddetle arzu edilen ve makbul olan mamulat” olarak kıymetli kumaşlar, ziynet eşyası, silahlar, tabaklar, unlu gıdalar, meyve ve tatlılar almışlardır. Oturuk köylü ve şehirlilere at, koyun, inek sürüleri; deri, yün ve süt mamulatı vermişlerdir.” Ticaret, iki kesim arasında siyasi ilişkilere de etki etmiştir. İkili ticaretten başka, yerleşik kavimler arasındaki ticari ilişkilerde aracı oldukları, ticaret kervanlarına belirli bir ücret karşılığında bekçilik yaptıkları bilinmektedir. “Büyük ticaret yolları üzerinde bulunan göçebeler” çeşitli toplumlarla temasa girerek “birçok medeni tesirlere de maruz kalmışlardır.”
*
Toplumsal nitelikler. Göçebe toplumsal kuruluşun temeli askeri özellik taşıyan kabile (boy) teşkilatıdır.
Kabile (boy) örgütlenmesi. Toplumsal nüve kan akrabalığına dayalı “aile”dir, biz buna “ocak” diyebiliriz. Birkaç aile/ocak bir araya gelerek “oba (avul)”, onların birkaçı bir araya gelerek “oymak” olur. Oymakların bir araya gelmesiyle “uruğ”, bunların birleşmesiyle “boy” oluşur. Boydan daha büyük birleşmeye “ulus” denir. Ulustan büyük olan örgütlenmeler, anlamları tam olarak açık olmamakla birlikte, Kol (Oğuzlarda ok), El (il), Budun olarak anılır. (Silsile ve adlandırma farklı zamanlarda farklı topluluklarda değişkenlik göstermiştir: Bizans kroniğinde Peçeneklerin sekiz uruğa, bunların beşer oymağa ayrıldığı belirtilir. Kalmıklar chotton, on, kırk, yüz, aymak, otok, ulus şeklinde askeri bir silsile yaratmışlardır.)
Kabilenin askeriliği. Ekonomik temeli oluşturan çobanlık ve dış tehlikelere her an açık olan bozkır yaşamı, kabile içinde güçlü bir dayanışma ve toplumsal birimler arasında bir tür askeri hiyerarşik yapılanma yaratır. Yerleşik toplumlarda ülkenin savunması, ayrı askeri örgütlere bırakılmıştır. Oysa “göçebelerin bulundukları yerler, bir ordugah gibidir. Burada her mevsimde ve her vaziyette, kabile reisinin emri üzerine gerek tecavüzi (saldırma) ve gerek tedafüi (savunma), süratli hareketlere geçmek için hazır bulunan bir kütle mevcuttur.”
Akıncılık. Boyun ekonomik ve doğal çevre koşullarından doğan askeri niteliği, aynı zamanda akıncılık eylemince desteklenip pekişmiştir. Göçebelerin normal ve hatta yaşamlarını tamamlayan toplumsal eylemi olarak akıncılık çok yönlüdür. “Orta Asya’ da göçebe Türkler, hazari Türk köy ve şehirlerine ve Çin yurduna; Hazer denizine yakın göçebeler Hazarlar üzerine; Cenubi (Güney) Rusya sahralarındakiler Rus yurdunun cenup kısımlarına; Tuna boyundakiler Balkanlar ve Tuna’nın yukarı tarafına akınlar yaparlardı. Oturak komşular üzerine baskın yapabilmek ve birçok servet ele geçirmek, akıncılığın diğer nedenlerinden biridir.
Göçebeliğe bağlılık. Bu yapıda yer alan insan, “kendini efendi sayan serbest bir insandır.” Bu yüzden de göçebelik yaşamına olağanüstü bağlıdır. Göçebeliğin kalkması, ilgili boyun – toplumun tüm ayrıcalıklarının ortadan kalkması demektir. Cingiz Han “hayat şeklinin değişmesile insanların karakterinde de değişme olur” diyerek “Moğolların ilelebet göçebeliğe sadık kalmalarını” emretmiştir. “Bütün göçebelerde, serbestliğin, nomadizmin müesseselerini muhafaza etmekle mümkün olduğu kanaati vardır. Her göçebe, oturak hayatına nefretle bakar. Ve oturak hayat geçtikten sonra da uzun zaman eski adetlere merbut [sadakatle bağlı] kalır.”
Dinsel inanç -Şamanizm. Göçebelerde Şamanizm, “kam” adı verilen ruhanilerin toplum yaşamında büyük öneme ve yetkilere sahip oldukları bir inançtır. Batıya göçte bu inanç da taşınmış, ancak göçebeler Budizm, İslamiyet, Hristiyanlık karşısında eski inançlarını terk etmeye mecbur olmuşlardır.
*
Siyasal nitelikler. Çobanlığın biri ekonomik diğeri siyasal (askeri) iki yönü vardır. “Bir göçebe, her zaman için askerdir ve bütün hayatı askeri teşkilata uygun, sıkı bir disiplinle tanzim edilmektedir. Bu itibarla, başbuğların ve bütün reislerin hakimiyetleri, mutlaktır.”
Baştaki kişinin niteliklerine göre göçebeler bazen cihanşümul (evrensel) imparatorluklar kurabilmiş, “fakat şahsi idareye ve pek muhtelif unsurlara istinat eden bu gibi büyük göçebe imparatorlukları” kurucusunun ölümünden sonra “ya derhal dağılmışlar veya çok az devam edebilmişlerdir.”
Düzenli ve kurallı kabile örgütlenmesi, siyasal örgütlenmenin temeli olmuştur. Genel eğilim “idareyi bir elde birleştirmek”tir. Çoğunlukla bir ya da birkaç uruğdan gelen reisler diğerlerine tahakküm etmekte, hanlar bu reisler arasından yetişmektedir. Eğer hanlığa doğru yükselecek düzenli bir uruğ (sülale) yoksa, o zaman kabile reisleri hanlık mücadelesine girebilmektedirler.
İlginç bir özellik, hanları olmayan toplumların da tek bir bütünmüş gibi hareket edebilmiş olmalarıdır. Peçenekler, Kumanlar, vb. topluluklar bu durumdadırlar; ve tek bir bütün gibi davranarak başka devletlerle siyasi ve ticari ilişkiler kurabilmişlerdir. Bu özelliği göz önünde tutarsak “hanları olmayan bir göçebe heyetin de devlet mefhumuna pek yabancı olmadıklarını kabul etmek lazımdır.”
*
Akdes Nimet Kurat’ın bu kısa makalede belirlediği göçebelik özelliklerini, sonraki yıllarda kaleme aldığı araştırmalarında nasıl gördüğünü ve konuya nasıl açılımlar getirdiğini incelemek yerinde ve yararlı bir iş olabilir.
